Atatürk: Ermeni Soykırımı Yok , Türk Soykırımı Var

Oca 27th, 2012

Ermeni iddiaları konusunda Atatürk’ün ABD’ye yanıtı

İstanbul’da İtilaf Temsilcilerine ve Amiral Bristol’e,

1. Mondros Ateşkesi’nin imzasından beri kesin barışın yapılmasını bekleyen ulusumuz, ülkenin elde kalan kısımlarından en önemli parçaların çeşitli bahanelerle Anlaşma devletleri tarafından işgalini görmekle acı duymaktadır. Bu durumun barış konferansının adil kararlarıyla değiştirilmesi, hukuki isteklerimiz içinde hakka uygun bir biçime dönüştürüleceğini ümit etmek isterken, barış kararlarımızın olanak ölçüsünde kötü esaslar içinde düzenlenmesi için Avrupa’da olumsuz akımlar doğurmayı çıkarları gereği görenler tarafından Anadolu’da yeniden 20 bin Ermenin öldürüldüğü hakkında çok iğrenç ve kesinlikle gerçek dışı haberler uyduruldu. Bütün Anadolu’da İtilaf Devletlerine ve Amerika hükümetine mensup çeşitli kişiler ve haber alma kaynakları bulunduğu için sözü geçen haberlerin yabancı kaynaklarca inanılmaya değer görülmeyeceğini ummuş ve kesinlikle yapılmamış olan böyle uydurma bir kırımın yalanlanmasını bile gereksiz saymıştık. Fakat bugün gerçek gidişata ait bilgi edinmiş olmaları gereken önemli yabancı şahısların da görüşme yerlerinde bu yalancı haberlere inandıklarını ve hatta aynı sebeple biran önce bir karara bağlanmasını ülkemiz için hayati bir mesele saydığımız barışımızın geri bırakılacağını büyük şaşkınlık ve üzüntüyle görüyor ve ileri sürülen üzücü olayların olmadığını kesinlikle bildirmeye süratle girişmiş bulunuyoruz.

2. Maraş, Urfa ve dolaylarındaki çarpışmalar sırasında Türklerden, Fransızlardan ve Fransız askeri arasında bulunan Ermenilerden ve Maraş merkez kasabası içinde yapılan çarpışmalar sırasında ise iki taraf silahlarının etkisiyle çeşitli unsurlara mensup halktan kayıplar verildiği herkesçe bilinmektedir. Ancak bu, bir Ermeni Kırımı değil, Kilikya ve yöresine dışarıdan getirilen ve yerli halktan silahlandırılan Ermeni askerlerinin kesinlikle sabırla karşılanması imkansız bulunan saldırıları ve işgal kuvvetlerinin sebepsiz yere sürekli olarak işgal sahasını genişletmesi ve özellikle işgal kuvvetleri komutanlarının hırslı Ermeni askerinin İslam Halkı aleyhinde uyguladıkları saldırılar ve yolsuzluklara göz yummaları sonucunda yerli halkın coşması ve karşı koymasıyla meydana gelen çarpışmaların doğal bir sonucudur.

Şunu da eklemek gerektir ki, Kilikya ve dolaylarındaki işgal kuvvetlerine komuta eden kişiler Ermenileri silahlandırarak görevlendirmese ve korumasaydı ve yerli halkın unsurları hakkında adalet ve eşitliğe uygun bir yönetim uygulasaydı ve özellikle mütarekenin yapıldığı sırada İngilizlerdeyken değiştirilerek işgal olunan toprakların sebepsiz ve sürekli olarak genişletilmesinden sakınılsaydı, taraflardan birçok insanların kaybını doğuran acınmaya değer çarpışmalar hiçbir zaman olmayacaktı.

3. İşte Anadolu’da Ermenilerin öldürüldüğüne dair uydurulan yalanların gerçek niteliği bundan meydana gelmiş olup öldürüldüklerinden sözedilen Maraş halkı adına Ermeni delegeleri ve ileri gelenleri tarafından İtilaf Devletleri yetkili delegelerine yapılan yazılı müracaatlar dahi bu gerçeği tümüyle doğrular. İzmir’de yapıldığı gibi bir uydurma Ermeni kırımı meselesi ve tüm dünyayı aldatmak için yaratılan bu kin ve hırs ürünü propagandaların niteliği hakkında uygarlık ve insanlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve bu suretle haksızlığa uğramış Türk ulusunun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması için Anlaşma Devletleriyle Amerika
hükümetinin adalet severlik duygularına başvururuz. (Ankara, 7 Mart 1920)

Mustafa Kemal

(Bilgi için İstanbul Merkez Kurulu ve Kolordulara yazılacak. Bu şifre sureti İstanbul’da gazetelere, Gazeteciler Cemiyetine, Hakimiyeti Milliyeye, il gazetelerine.)

Etiketler:

ERMENİ’DEN DAHA NANKÖR MİLLET TASAVVUR EDİLEMEZ…

Oca 21st, 2012

Not: Bu satırlar Ermeni meselesinin yaşandığı devirlerde Van milletvekili olan İbrahim Arvas Bey’in hatıralarından sadeleştirilerek alınmıştır.

 

 

Ermeni siyasi partileri iki tane idi. Birisi Taşnak, diğeri Hınçak idi. En taşkını Taşnak Partisi’ydi. Ermeni tüccarlarından birisinin öldürülmesi icap ederse hemen karar alırlar ve tatbike geçerlerdi. Kur’ayı çeken mahkumun babası ise derhal babasını vurmak zorunda kalırdı. Aksi takdirde kendisini derhal vururlardı. Bunların başı Avram Paşa idi…

İttihatçıların gözü geç açıldı!

 

Hınçak, Taşnak’a nispeten daha az zararlıdır. Bunlar da istiklâl (bağımsızlık) peşinde idiler, fakat şiddet göstermek suretiyle değil, büyük devletlerin himayelerini kazanmak suretiyle Büyük Ermenistan’ı kurmak hayâlindeydiler. Taşnak ise vurup-kırıp, muhitte terör yapmak suretiyle Ermenistan’ı kurmak istiyordu. Ermenilerin devlet kurma hayali çok eskidir. İttihatçılar ise maalesef bundan habersizdi! İttihatçılar, merhum Sultan II. Abdülhamid’in açık şekilde düşmanı oldukları için en başta Ermenilerle işbirliği yaptılar. O zaman Ermeniler istiklal fikirlerini gizli tutuyordu. Fakat İttihat ve Terakki’nin gözü çok geç açıldı. Anladılar ki, Ermenilerin kardeşlik teraneleri yalanmış!

 

Ermeni Vahşeti!

Ermenilerin Tehciri (Göç Ettirilmesi)

İttihatçılar bunu göremediler. Onların yegâne hedefi muârızları bulunan Hürriyet ve İ’tilaf Partisi’ni yok etmek ve kendi icraatına engel olanları her ne suretle olursa olsun ortadan kaldırmaktı. Bunun için birçok cinayeti işlemekte beis görmediler. Bu yüzden de bütün milletin hoşnutsuzluk ve nefretini kazandılar. Zaten İttihatçıların bir iyiliği varsa o da tehcirdir. (Onu da ne kadar iyi yaptıkları tartışılır!*) Bu suretle Anadolu’yu Ermeni şerrinden kurtarmışlardır.

Daha Nankörü Tasavvur Edilemez!

Ermeni çetelerinin ele geçirilen silahları

1914 ve 1915 senelerinde Van ve havalisi ile diğer vilayetlerde Ermeniler çeşitli zulüm ve hakaretleri Müslüman halkımıza reva gördüler. Başkale kazasına bağlı Der nahiyesinde iki erkeğin boyunlarını, ahırdaki dam bacasına çıkartmış ve çimlerle pekiştirdikten sonra altından kuvvetli ateş yakarak diri diri kül etmişlerdir. Hâmile kadınları öldürmek, çocukları süngülemek vak’aları çok görülmüştür.

Bütün bu zulümlerden sonra söyleyebiliriz ki, hakikaten dünya milletleri içinde, Ermeniden daha nankör hiçbir millet tasavvur edilemez.

 

TARİH VE MEDENİYET

*Mütercimin notu.

Kaynakça: İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, s.17-22.

Etiketler:

NE MUTLU MANKURTUM DİYENE…

Ara 11th, 2011

Emrah BEKCİ, Araştırmacı Yazar

“Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…

Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır”.

Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir azgelişmişsin”.

Ve Hıristiyan Batının göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nisân-i zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız.’’

Cemil MERİÇ , Bu Ülke s. 96

Bir zamanlar Kıtalar Türk Milletinin emrindeydi, Türk demek Yazıyı tarihte ilk kullanan demekti. Türk Demek Medeni ve Kültürlü demekti.

Türk demek, Atilla ile Bizansı vergiye bağlayan, Papaya diz çöktürüp merhamet edendi.Türk demek Dünya Milletleri için varoluşun adresi idi.

Türk demek, Atasına ATATÜRK adını vererek, Gurur ve övünçle Atasını bilmekti.

Gün geldi devran değişti, mevsim hazan oldu. Türk demek yerine,Türk olmak değimi geçti.

Türk olmak, Osmanlı Ecdadın sebil niyetine harcadığı parayı, köylüden kesilen vergiyle ödemek oldu.

Türk olmak, 1915-te Çanakkalede kendi topraklarımızı kanımızla sulamak oldu.

Türk olmak 1939-da, Özgürlüğünü ve bağımsızlığını kanıyla kazanan milletin, geleceğini ve bağımsızlığını, batıya altın tepside sunulan kağıtlara, kan kırmızısı yazan kalemle atılan imzayla teslimi oldu.

Türk olmak 1944-te, Milletini ve Irkını sevdiği için tabutlukları sır yuvası tutanların mekanı oldu.

Türk olmak, 1980-de Milletini sevmenin karşılığını, canı ile ödeyenlerin çıktığı, birincilik kürsüsü misali olan, idam sehpaları oldu.

Türk olmak,Vatanını ve Milletini sevmekten korkarak uzaklaşmak oldu.

Türk olmak, Türkçeyi unutup, dinini, dilini bilmediği milletlerin dilinden okuyup, anlamamak oldu.

Türk olmak, yanlışlarımızı görüp de yazmayan Aydınlarımızın çağı oldu.

Günümüzde Türk olan yok artık, Türkiyeli var, işte bize batının göğsümüze taktığı ve Aydınlarımızın Gururla taşıdığı “nisân-i zîşân” (Övünç Madalyası).

Bu madalya ile Mankurt Aydınlarımız oldu.

Ne Mutlu… Mankurtum diyene…

Etiketler:

MÜSLÜMAN KİMDİR ?

Kas 27th, 2011

Müslüman yalan
söylemez…
Müslüman söylediklerini inkâr etmez üstüne yatmaz…
Müslüman
kıvırtmaz…
Müslüman ikiyüzlü olmaz…

Müslüman kafir kefere takımıyla
ülkesi aleyhine işbirliği yapmaz…
Emperyalistlerin piyonu ve maşası
olmaz…
Müslümanlara saldırısında seyirci ve ortak olmaz…
Müslüman
tükürdüğünü yalamaz…
Müslüman namert olmaz…
Müslüman Müslüman’a kötü söz
söylemez..
Hakaret etmez…

Onur kırıcı davranmaz…
Müslüman
komşularıyla iyi geçinir…
Çevresine iyi ve samimi davranır…
Rabbena hep
bana demez…
Cenazelerde şov için tabut altına girmez…
Reytingi yapmak için
gözyaşı dökmez…
Puan toplamak için dini istismar etmez…
Kıldığı namazları
şovlu reklamlı halkın gözüne sokmaz…

Müslüman çalmaz, çaldırmaz, soymaz
soydurmaz…
Müslüman sülale boyu köşeyi dönmez…
Müslüman Karun gibi zengin
olmaz…
Gizli servet ve hesap sahibi olmaz…

Müslüman açık ve şeffaf
olur…
Neyi var, neyi yok ürkmeden, korkmadan açıklayacak temizlikte
olur…
Müslüman burnu büyük kasıntı olmaz…
Müslüman ne oldum diye kabarmaz,
ne olacağım diye bugünden geleceğini düşünür…
Müslüman hangi mevki ve makamda
olursa olsun:
Faşist olmaz…
Diktatör olmaz…
Baskıcı
olmaz…
Külhanbeyi kabadayı olmaz…

Müslüman kadirşinas ve “Ata”sına
saygılı olur…
Utanmaz, nankör olmaz…

Müslüman ülkesiyle, vatanıyla,
bizim ülkemizde Türklüğü ile gurur duyar…
Devletine sahip çıkar, kafir
kefere’nin önünde dimdik durur…

Müslüman hesap sorarken, kendi de hesap
verir…
Müslüman milletin vicdanını kanatan yolsuzlukları, soygunları
kapatmanın, örtbas etmenin baş mimarı olmaz…
Müslüman adalete, hakka hukuka
saygılı olur…
Müslüman kendisisin de bir gün hesap vereceğini
bilir…
Müslüman mevki ve makamların esiri ve küstahı olmaz…
Müslüman,
gizli, karanlık işlerin peşinden koşmaz…

Müslüman bu dünya işlerinde
yaptığı haksızlıklar, adaletsizlikler, baskılar, zulüm için öbür cihanda hesap
vereceğini iyi bilir…
Çalıp çırpmaktan, haksız yollardan sülale boyu zengin
olmaktan korkar…
Eşini dostunu, yakınlarını ve çevresindeki yalakaları,
haksız yollardan zengin etmenin kaynağı olmaz…

Müslüman Kur’an emri
gereği sürekli “kenz” (aşırı servet biriktirmesi) yapmaz “infak” yapar. Yani
aşırı servet sayılacak varlığını ihtiyaç sahiplerine dağıtır…
Müslüman önce
gerçek manada iyi insan olur.
Kötülüklerden ari kalır, ondan sonra ibadetinin
(namazının) mana ve önemi olur…

Müslüman gösteriş ve reklam için namaz
kılmaz.
Çıkar için gösterişli namaz kılanlar, Kur’an’ da ki “Maun” süresinin
ilgili ayetlerinde kendilerini bulurlar…
Kısaca….
Müslüman olmanın ve
Allah’ın sevgili kulu olmanın tek yolu,
Her hal ve koşulda,
Önce “adam
gibi adam” olmaktan geçer…

Bilmem anlatabildik mi?

Bu yazı, belli
kişi ve kişileri hedef olarak yazılmamıştır.
Ancak, alınanlar ve gocunanlar
olursa, o onların sorunu ve takdiridir…
İlanen
duyurulur…

Etiketler:

ARKANDAN NELER SÖYLEDİLER BİLİYOR MUSUN ?

Kas 10th, 2011

Arkandan neler söylediler merak ediyor musun?

İçkici dediler, kadın düşkünü dediler, dinsiz dediler, faşist dediler.

Son zamanların modası da diktatör Atatürk. Ülkeye öyle bir demokrasi getirmişsin ki sana diktatör diyebiliyor yani. İleri demokrasi…

Bunu söyleyen de bir kadın. Sen, Türk kadını ayaklar altında ezilmeye değil, omuzlar üstünde yükselmeye layıktır, demedin zaten… Savaşta da Nene Hatun… yanında değildi. Senin gibi diktatörle ne işi var Nene Hatun’un…

Arkandan neler yaptılar merak ediyor musun? Ülkenin temel kurumlarını sattılar. Limanlarına varasıya kadar… Sen, vatan toprağı kutsaldır, kaderine terke edilemez, demiştin. Kaderine terk etmediler, sattılar… Sen, ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır, demiştin.

Şimdi yeni anayasa yapacaklar, Türklüğü anayasadan çıkarmaya çalışıyorlar. Türk Dil Kurumunu kurmuştun, Türkçenin yanına dil getirmeye çalışıyorlar. Şarkı yarışmasına bile İngilizce şarkı ile katılıyoruz, dediğin gibi çağa ayak uyduruyoruz.

Sen yurtta sulh cihanda sulh demiştin, şimdi haçlılar neredeyse biz oradayız.

Sen Libya’ya mücadele etmek için gitmiştin biz Fransız uçaklarından atılan bombalarla yaralananları getirmek için gittik. İnsanlıktan yanaymışız… Öyle diyorlar…

Milli ekonominin temeli ziraattır demiştin, Yunanistan ve ABD’den pamuk, Rusya’dan buğday, Fransa’dan arpa, Mısır’dan pirinç, Ukrayna’dan mısır, Sri Lanka’dan çay ithal ediyoruz çok şükür. Hayvancılığı geliştirmek için çiftlikler, veterinerlik fakülteleri kurdurmuştun, artık Avustralya’dan angus ithal ediyoruz. Et yesin halkımız değil mi? Yerli hayvan üreticisi mi? … O dün akşam satamadığı hayvanlar sebebiyle kendini yakmaya çalışıyordu…

Sen hayatta en hakiki en hakiki mürşit ilimdir, fendir demiştin, ASELSAN’da üç mühendis intihar etmiş. Milli çalışmalar yapan mühendisler…

Sen, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istikbaline, kendi benliğine, millî an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir, demiştin, geçenlerde Milli Eğitim Bakanlığı görevlerinde değişiklik yaptı: Atatürk inkılap ve ilkelerine ve anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan…” öğrenciler artık yetişmeyecek kusura bakma. Bu kısmı çıkardılar … Yeni yetişecek çocuklara küresel düzeyde rekabet etmeye yönelik bilgi ve beceriler aktaracağız. Milliyeti olmayan paracı gençlik yani…

Sen paradan haber ver Atam. Paranın milliyeti, dini olmaz… Sen, eğer bizim dinimiz akla, mantığa uygun bir din olmasaydı, mükemmel olmazdı, son din olmazdı, demiştin. Artık işlerimiz inşallahlar ile maşallahlar ile ilerliyor.

Dini anlayışımızı şu cümleler iyi özetliyor: Ölen madencilerimizin ardından; bu mesleğin kaderinde var, güzel öldüler. O konuda ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim.

Sen halkçılık ilkesinde kanun karşısında herkes eşit demiştin, bugün sınavlarda kopyalarla, atamalarda kayırmalarla bir gruba eşit davranılıyor. Eşitlik senin bildiğin gibi değilmiş kusura bakma Atam.

Sen eğitimde feda edilecek fert yoktur, demiştin. Her yıl değişen sınav sistemiyle feda etmediğimiz genç kalmadı çok şükür. Gençler sınav düşünmekten yorgun düştüler… Ülkemizdeki uyuşturucunun adı sınav oldu…

Sen, beni Türk hekimlerine emanet ediniz, demiştin. Biz yakında kendimizi yabancı doktorlara ve hemşirelere emanet edeceğiz. Ne yapalım doktor eksiği varmış…

Sen, bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz, demiştin. Yardım için Somali’ye sanatçı götürdüler geçenlerde. Kimleri götürdüler söylemek bile istemiyorum.

Ayasofya’yı camiden müzeye çevirdin diye seni dinsiz ilan edenler, Sümela’da ayin yapar oldu. Hain edip Yunanistan’a polis nezaretinde gönderdiğin papazın kemikleri İstanbul’a geldi, fener kilisesinin bahçesine gömüldü.

Sen Maden Tetkik Arama Enstitüsü kurup madenlerimizi değerlendirelim, demiştin. Kanadalı dostlarımız ilçemizde bakır madeni çıkarıyor. Herkes memnun, ilçe zenginleşti diyorlar. Basın milletin müşterek sesidir. Başlı başına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür, demiştin. Artık basın milletin değil ABD’nin, PKK’nın, cemaatin sesi oldu.

Ne mutlu Türküm diyene demek ırkçılık oldu. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir, demiştin. Artık Türk milleti yok, Türkiyelilik var… Alt kimlik, üst kimlik var… Çok şey var da… Şimdi fark ettim. Son cümlelerden senin ırkçı olduğun da ortaya çıktı… Biz seni iyi tanıyamamışız kusura bakma…

MURAT ERDEM

Etiketler: